Yıldızların Altında Bir Aşk Masalı

Uzak bir diyarda, denizin mavisiyle gökyüzünün maviliğinin birbirine karıştığı küçük bir sahil kasabasında Deniz ve Yıldız adında iki genç yaşardı. Deniz, kasabanın balıkçısının oğluydu. Her sabah güneş doğmadan babasıyla denize açılır, akşam güneş batarken kasabaya dönerdi. Yıldız ise kasabanın tek kütüphanesinde çalışan, kitapların büyülü dünyasında kaybolmayı seven bir kızdı.
Hayatları aynı kasabada geçmesine rağmen yolları hiç kesişmemişti. Ta ki fırtınalı bir kış gecesine kadar. Deniz, o gece babasıyla birlikte denize açılmıştı. Aniden çıkan fırtına teknelerini parçalamış, Deniz kendini dalgaların arasında bulmuştu. Saatlerce denizle boğuşmuş, son gücüyle sahile vurmuştu.
O gece, Yıldız her zamanki gibi deniz kenarında yürüyüş yapıyordu. Kitaplardan öğrendiği yıldızları seyrediyor, kendi kendine şiirler mırıldanıyordu. Uzaktan sürüklenen bir karaltı gördüğünde hızla oraya koştu. Denizi kumsalda baygın halde buldu. Hemen onu sıcak tutmaya çalıştı, yardım çağırdı.
Deniz, gözlerini açtığında karşısında ay ışığı gibi parlayan gözleriyle bir kız görünce düş gördüğünü sandı. Yıldız ona sıcak bir çorba içirdi, battaniyeye sardı. O geceden sonra hayatları değişti. Deniz, her gün kütüphaneye gidiyor, Yıldız ona yeni kitaplar öneriyordu. Yıldız ise artık sabahları erkenden uyanıp Denizin teknesinin denize açılışını izliyordu.
Bahar geldiğinde, kasabanın tepesindeki eski fenere çıkıp gün batımını izlemeye başladılar. Deniz, Yıldıza denizin dilini öğretiyor, dalgaların nasıl konuştuğunu anlatıyordu. Yıldız ise ona kitaplardan öğrendiği uzak diyarları, masalları anlatıyordu. Her gün birlikte geçirdikleri zaman, onları birbirine daha çok bağlıyordu.
Yaz geldiğinde, artık tüm kasaba onların aşkını konuşur olmuştu. Akşamları sahilde el ele dolaşıyor, gökyüzündeki yıldızları sayıyorlardı. Deniz, her sabah denizden topladığı en güzel sedef kabuklarını Yıldıza getiriyor, Yıldız ise ona okuduğu kitaplardan en güzel cümleleri not ediyordu.
Ancak mutlulukları uzun sürmedi. Kasabaya gelen zengin bir iş adamı, sahildeki eski kütüphaneyi yıkıp yerine lüks bir otel yapmak istiyordu. Yıldız işsiz kalacaktı ve daha da kötüsü, kitapların gidecek yeri yoktu. Bunu duyan Deniz ve Yıldız, kasaba halkını topladı. Kütüphaneyi kurtarmak için bir plan yaptılar.
Deniz, yıllardır babasıyla biriktirdiği parayla kasabanın meydanındaki eski binayı satın aldı. Yıldız ile birlikte orayı hem kütüphane hem de deniz ürünleri satılan bir dükkân haline getirdiler. Kasaba halkı da onlara yardım etti. Kitapları taşıdılar, rafları düzenlediler, duvarları boyadılar.
Sonbaharda, yeni kütüphane açıldı. Artık çocuklar hem kitap okuyabiliyor hem de Denizin getirdiği deniz kabuklarından yapılmış süsleri inceleyebiliyorlardı. Her akşam Yıldız çocuklara masallar anlatıyor, Deniz ise deniz maceralarını paylaşıyordu.
Kış geldiğinde, fırtınalı bir gecede, tam bir yıl önce tanıştıkları yerde Deniz, Yıldıza evlenme teklif etti. Elinde tuttuğu deniz kabuğunun içinde, gökyüzündeki yıldızlar kadar parlayan bir yüzük vardı. Yıldız gözyaşları içinde evet dediğinde, sanki deniz dalgaları bile onlara alkış tutuyordu.
Düğünleri ilkbaharda, kasabanın meydanında yapıldı. Tüm kasaba halkı oradaydı. Deniz, babası ve arkadaşlarıyla tuttuğu balıklarla büyük bir ziyafet verildi. Yıldız ise okuduğu kitaplardan en sevdiği aşk şiirlerini okuyarak herkesi duygulandırdı. Geceyi aydınlatan fenerler, onların aşkının simgesi olmuştu.
Yıllar geçti. Deniz ve Yıldız, kütüphanenin üstündeki küçük evlerinde mutlu bir hayat sürdürdüler. İki çocukları oldu: biri deniz kadar özgür ruhlu bir oğlan, diğeri yıldızlar kadar parlak gözleri olan bir kız. Her akşam çocuklarına kendi aşk masallarını anlatıyorlar, onlara hayallerinin peşinden gitmeleri gerektiğini öğretiyorlardı.
Bugün o küçük sahil kasabasına giderseniz, hala deniz kenarındaki kütüphaneyi görebilirsiniz. İçeride kitapların arasında dolaşan yaşlı bir çift vardır. Gözleri hala ilk günkü gibi birbirlerine bakar. Çünkü gerçek aşk, zamanın izlerini silmese de, kalplerdeki ateşi asla söndürmez. Ve onların masalı, kasabanın en güzel aşk masalı olarak dilden dile, nesilden nesile anlatılmaya devam eder.
Aşk bazen fırtınalı denizlerde kaybolmak, bazen sakin bir kütüphanede kendini bulmaktır. Kimi zaman bir bakışla başlar, kimi zaman yıllarca süren bir dostlukla filizlenir. Ama her zaman, her koşulda, aşk hayatın en büyülü, en değerli masalıdır. Ve herkesin kendi masalını yazacak cesareti vardır içinde, yeter ki kalbinin sesini dinlemeyi bilsin.